2010 da yazsam mi?

Bu da bu Aralik 2009 Venedik...


Cok sey oldu. Su an bilgisayar basinda durmamam gerekiyor, ne kadar dikkat dagitici ve zaman calici.
Eger bu iki haftayi da atlatirsam belki yeni sehirlerde gördüklerimi buraya aktarabilirim.

Nihat Akkaraca

Boyle bir durumda ne söylenir, bilemiyorum. Cok üzgünüm. Haberini az önce aldim.

Yeni evime ilk posta senden gelmisti. Nasil da mutlu etmistin beni. Aramizdaki 2000 km'ye ragmen. Her kelimende bilmedigim bir seyler kesfediyordum. Daha ögrenecegim cok sey vardi Datca'da senden.

Simdi kitabin yanibasimda. Sayfalarimizda birbirimizin blog adresleri...

Iyi ki yazmissin, iyi ki anlatmissin. Yoksa seni nasil tanirdim.

Ben seni cok sevdim Nihat Amca. Seni hic unutmayacagim.

Tüm ailene buradan bassagligi diliyorum.

New York Sehir Rakkaslari

Haftasonu güzel olabilecek bir haber aldim. 30 Kasim icin sürpriz bir calismaya katilabilirim.


Aslinda rastlantilar gectigimiz Nisan ayina dayaniyor. Paris'in korkunc pahali dans derslerine her gün katilamadigim icin, daha önceden kimseye tavsiye etmememe ragmen, evde DVD ile calismaya vermistim. New York City Ballet Workout adindaki bu DVD, internet üzerinden aldigim ilk sey oldu. (Sonuncu olmasini hala tüm kalbimle diliyorum).

New York City Balesi, aralarinda cok meshur, Gürcü asilli Rus koreograf ve dansci Balanchine'in da bulundugu grup tarafindan 1948'de kurulmus bir topluluk. Yanlis bilmiyorsam Turkiye'deki devlet tarafindan ilk bale egitimi de 1948'de baslamis. Elbette bugün bu isi DVD'lere kadar vuran yine Dünya'nin öteki tarafi. Kötü yaptiklarini düsünmüyorum, cünkü bu DVD icerisindeki programin klasik dans figürleri üzerine yapilmis jimnastik oldugu her sekilde kabul edilebilir. Üstelik hevesini almak isteyenler icin de oldukca ideal. Sakatlanma ihtimali de oldukca düsük.

Haftada bir gün sinifta hoca, komik bir piyano ile, 16yy dan kalma bir binada ve eskimis barlarda calisip, geri kalan günler bu ekran görüntüleri ile idare ederken, sehre New York City Balesinin gelecegini ögrendim. Gercegi mi, sahtesi mi diyecek kadar sasirdim. Ve hemen en ucuzundan bir bilet alarak sahne performanslarini izlemek icin Bastille'deki modern opera binasina kostum. Salon da bos koltuk yoktu. Biletim de o kadar ucuz olacak ki, performans bir yana hareketleri bile cok iyi secemedim. O sabah bit pazarindan buldugum tiyatro dürbünüm de 10 metreden fazla yaklastirmiyordu. Nitekim o da pek ucuzdu.

DVD'si sayesinde tanistigim balerinleri gercek hayatta görmek hostu. Sonucta yayin haklarindan dolayi son anda degistirilen programina ragmen(?), cilginlar gibi alkislanan bir gösteri izledik. Bu cilginca alkislamayi abartmiyorum. Nitekim sezon acilisindaki Bolsoy Operasini yuhalayan (bu skandali bulmam lazim!) Fransiz izleyicisinin, NY balesine gösterinin ilk(!) saniyesinden itibaren güller yagdirmalari biraz tuhafima gitti.

Herneyse, bu tesadüf vasitasi ile onlari ekranda degil karsimda izlemek elbet hosuma gitti. Gitti ama simdi daha da güzeli oldu: bu gectigimiz haftasonu, NY City Balesinden birinin buraya gelecegini ve 30 Kasim'da bizleri calistiracagini ögrendim! Simdi tek yapmam gereken o tarihe kadar hastalanmamaya ve sakatlanmamaya calismak.

Buraya gelecek olan grubun cürügü de olabilir : ) Olur ya, sadece adi cikmistir grubun, o da bunu kullanmak istiyor olabilir. Tipki Paris Opera balesinden olup , bu adi kullanip komplekslerini ögrenciler üzerinde uygulayan yasli kötü hocalar gibi (Hemen birinin adini verebilirim her dilde hakkinda kötü yorumlarla karsilasabilirsiniz. Benimki Meksika Ulusal Balesindendi ;)) ...

Bekleyip görecegiz...


-Yukaridaki fotograflar henüz kirilmamis, dikilmeyi bekleyen, burnu takoz gibi sert , icini silikon, kesik corap, gazli bezle doldurarak giydiginiz, kendi kendinize denerseniz büyük ihtimal sizi sakatlayacak pabuclar.


Tesadüf diye bir sey yooook...


Bugün bir arkadasim sinemalarda oynayan bir filmi tavsiye etti. Adindan hicbirsey anlamadigim icin arastirdigimda kelimenin filmden cok bagimsiz bir bilgiye isim verdigini ögrendim. Sürekli basima geldigini düsündügüm icin oldukca ilgimi cekti. Filmin adinin ilgilendigim kismi: "Baader-Meinhof" fenomeni. Bunu kelimeyi ilk defa okuyorsaniz bir kac gün icinde bu fenomeni yasayabilirsiniz.

Aslinda bu biraz tesadüf ile de alakali. Tesadüfle sözde o kadar cok sey bulunmus ki, hayatta yeri de büyük. Teflon, mikro dalga firin, penisilin, Uranüs, Isaac Newton'un elmasi, Arsimet'in küveti, Kekulé`nin yilanli ruyasi hep ayni sekilde -tesadüfi- fikirler sayilirmis. Bunlara aslinda tek kelime Turkce karsiligi henuz yaratilmamis: "Serendipity" de deniyormus. Makul ceviri önerisi olan?

Konumuz buna yakin bir sey. Kisaca Baader Meinhof Fenomeni su: Bir gün gözünüz ilk defa gördügünüz bir isme ya da resme takiliyor. Kisa bir süre sonra ayni seye belki de cok alakasiz bir yerde tekrar rastliyor ve hayret ediyorsunuz. Bana bazen büyü gibi geliyor. Kafanizi kisa da olsa hayranlikla mesgul edebiliyor. Varligini yeni ogrendigim ve tanisma ihtimalimin neredeyse sifir oldugu birisi ile - onunla karsilassam sunu derdim diye düsünüp- , bir hafta sonra o kisi ile cok alakasiz bir yerde burun buruna gelmem gibi (düsündügümü de söyledim bu arada).

Bunun diger bir sekli bir arkadasinizi düsünürken onun sizi aramasi. Bu ise eszaman fenomeni sayiliyor. Kalp kalbe karsidir gibi bir de kaliplasmis, dile bile yerlesmis hos cümleler söylüyoruz. Ve bu tarz olaylar kesinlikle herkesin mutlaka basina geliyor.

Oysa tüm bu olanlar beynimizin bize birer oyunu. Ne büyü, ne de neden olan zincirler. Cok basitce anlatmaya calisirsak: model tanimaya egilimli beynimiz benzer durumlari görünce uyarilacak sekilde gelismis. Bu modelleme "ögrenme" dedigimiz seyi gerceklestirmemiz icin gerekli unsur. Minicik bebege masayi ögret, o kafasindaki modelle tum masalari tanisin, gibi.

Gün icinde o kadar cok fazla bilgi, cisim, görüntü, ses, kelime beyne giriyor ki bunlarin büyük kismina, özellikle tesadüfi tekrari olmayanlara önem vermiyoruz (normal isleyen beyinli iseniz tabii, otistikler gibi farkli algili olmayan). Ama ne zaman yeni ögrenilen ve birbirine benzer bir olayin, kelimenin, nesnenin vs kisa süre icinde tekrarlandigini görsek bunu kisa süre önce gördügümüz modeli hatirlayarak (isim, cisim, kisi herneyse) kafamizda bir baglanti kurmaya calisiyoruz. Kafalar artik dolu oldugundan (!) bu olayi enteresan bulup, duygusal anlamlar bile yüklemeye calisabiliyoruz. Tamami ile fani insan kurgulari.

Bu Baader-Meinhof kelimesi su an kafaniza girdi. Bundan sonra ilk karsilastiginizda bu ani beyniniz hatirlayacak.

Bu aslinda kahve falinin gercek olmadigini söylemek gibi bir sey. Tesadüfler biz 46 kromozomlular icin sevimli hayal ürünleri aslinda. Pozitif bilimlerle uzaktan yakindan alakasi olmayan tatli teyzeler fal bakarken benim bilmis bilmis "...Fakat beyniniz size oyun oynuyor, bakin bu söylediklerinizle karsilastiginizda, ki bir kismi ile muhakkak olacak, yönlendirildiginizin farkinda olmayacaksiniz!!" demem kadar itici ve gereksiz bir sey olamaz sanirim. Bende birakiyorum bu oyunlara kendimi. Kahvenin tadini cikariyorum, gerisini masal sayarak :)

ps: Resimler 10 yasimdan itibaren surekli karsima cikan bir Grimm masalina ait illustrasyonlar.






Protesto

Bloglarin kapanmasini protesto ediyorum.

Bildigim kadari ile bir iki Arap ulkesi ile

Iran'da boyle bir yasak vardi.

Zengin gecmisleri olmasina ragmen

artik tarihi geri yönde ilerletmekte usta

olan ulkelerde yani.


Ya simdi??

Ritz ve Yemek Kursu


Evet NY Muhtari. Haklisin donusume alisamadim. Gittigim yere de dönmüstüm bir yerde. Artik bulundugum yer kavramindan cok zamana odaklanmaliyim belki de. Zira yetmeyen hep o.

Frenklerle yaptigim dört farkli konudan kisaca bahsedebilirim:

1- Yemek kursu: Tembelliginden yumurta bile kirmanin en pratik ve hizli yolunu arayan ben icin boyle bir ders, elbette blog okumaktan daha ögretici olacakti. Dolayisi ile aylar oncesinden (!) rezervasyon yapip rahmetli Diana'nin vefat etmeden once kaldigi ,pesmelba uyduruk tatlisinin mucidi sef Escoffier'in kurdugu Ritz'in yemek okulunda ders aldim. Böyle bir turizm aginin var oldugunu duyuyordum ama bu kadar yogun talebi oldugundan habersizdim. Fransa bunu da öyle güzel bir kaynak yapmisti ki, en akliniza gelmeyecek mini tabak canakci da bile yemek kurslari verildigini sonradan farkettim. Elbette bir numarali musteriler her daim Amerikalilardi. Siniflarda oranlarinin %50'nin altina seyrek düstügünü ögrendim. Adi bilinen Cordon Bleu, Lenotre ve benim gittigim bu okul ise bilinen, sözde en iyiler arasinda idi.

Bunu secmemin bir nedeni de George Orwell'in Paris maceralarini anlattigi kitabi okumus ve etkisi altinda bu bes yildizli otel restaurantlarinin gormedigimiz ic dünyasini yine ayni kitap sayesinde merak etmis olmamdi. Nitekim Orwell bes parasiz bir sekilde bu ortamlarin en düsük seviyesinde calisiyor, mekanin asiri lüksüne tezat Paris'teki mutfaklarin rezaletinden bahsediyordu. Mesela yildizi ne kadar fazla ise, bifteginizin ellenme olasiligi da o derecede fazla idi.

Ritz'in labirent gibi alt koridorlarinda yürürken elbette böyle pis bir ortam görmedik. Binanin eskiliginden degisimin de kisitli oldugu, alt kattaki dar, alcak tavanli bir zeminde internet üzerinden bile görebileceginiz mutfakta ya da12 kisiyi asmayan sinifta, yemegimizi pisirdik, teknikleri ögrendik sonra da yaptigimizi yedik. Mutfagi hep tehlikeli bulmusumdur , sinifimizda yine birinin elini kesmesi, bir digerinin kizgin yagla yanmasi kendime hak verdirtti. Ritz okulu dört basascsindan biri olan sefimizin esprileri ve Peter Sellers'in Ingilizce konusmaya calisan Fransiz taklidinin gercek bir örnegi olarak bizi bayagi eglendirdi. Dedim ya Amerikalilar o kadar coktu ki Fransizca nadiren konusuyordu.

Bu egitimin ücreti eger okula gidip diploma almak isterseniz biraz fazla. Ama kurs ücretleri, Türk turistleri en fazla gördügüm Lafayette denen alisveris merkezinde yaptiklari harcamalarin yaninda hicbirsey. Dolayisi ile secim size kalmis. Bir esarp, eldiven alacaginiza kursa gidin :)

Pek kisa olmadi, diger yaptiklarimi da sonra anlatirim o zaman...


ps: Fotograftaki bizim yaptigimiz beyazhindibali balik.

Iyi bayramlar

Bu fotografi dünyanin öteki tarafinda oturan kücük bir kiz cocugu icin cektim. Büyük bir ihtimalle biraz daha büyüdügünde buraya gelmek isteyecek ve ben de büyük bir ihtimalle ona "Inan dünyada cok daha güzel yerler var",diyerek buraya gözleri ACIK gelmesini saglayacagim. Siz önce davranmazsaniz her durumda sizi sömürebilecek bir yer cünkü.

Istemesem de bir sekilde yine dönecegimi hissediyorum. Adim adim bildigim sokaklarina, artik icine giremeyecegim ama icini cok iyi bildigim yasadigim evlerin ön cephelerine yine o tuhaf duyguyla bakacagim. Burayi özlemeyecegime eminim. Özlenmesi gereken asla bir sehir olmamali bence. Sadece kendi dönemimizdeki insanlari özlemeli. Binalar, sehirler nasilsa benden, bizden cok yasayacak. Birakalim o özlesin bizi. O kalici.

Herkese iyi bayramlar, burada 53° 35′ 0″ N, 9° 59′ 0″ E kutlamalari hicbir sekilde hissedemesem de yazamadigim halde buraya ugrayan, not birakan herkese cok cok tesekkurler!


Lutetia Parisiorum ya da Parisii


Biliyorum yasliligim cekilmez olacak :))) Ama yazmam lazim. Gün gecmiyor ki buradan hoslanmamam icin bir sebep cikmasin.

"Ladurée" belki de Paris'in eeeeen meshur makaronlarini (farkli aromalarda acibadem iste) yapan, pek lüks pastanelerinden biri. Günde binlerce pasta satan bir zincir. Pasta kutularini görseniz mucevher aliyor sanirsiniz. Internetten bile servisleri var. Öyle böyle degil. Paris kliseler basi.
Bugün Madeleine'deki subelerinin önünden gecerken vitrinde yiyecek üzerinde koca bir sinek görüyorum. Plastik olacak kadar büyük bu sinege yaklasirken. Ayni vitrinde bir alt rafta bu defa ölü bir koca sinek görüyorum. Vitrindeki bu dekorasyonlari görevliye söylemek icin iceri giriyorum ve vitrininizde böcek var diyorum. Hafif bir sok havasindan sonra vitrine incelemek icin yaklasan tezgahtar kiz bana dönüp:

"Onlar böcek degil, sineek" diyor! :)))
Daha nasil anlatabilirim bu rahatligi!

"Her ne iseler, ölüsüyle dirisiyle vitrinde ve hala pastalarinizin üzerinde" deyip cikiyorum.

ve hala gülüyorum...



Lutetia Parisiorum - Parisii: Paris' in eski adi.

Gercek'ten sahneler...

.


.

Gecen gün yine herkesin (popüler kültür sagolsun) bir filmden hatirlayacagi (Les Amants du Pont Neuf) Neuf köprüsü üzerinden gecmek icin baslangicindaki meydana dogru yürüyordum. Birden etrafimda normalden fazla kalabalik farkettim. Saga sola sapmadan yoluma devam ettim ki o anda, etrafimin polis ve polis arabasi cevrili oldugunu, gördüm. Yürüdügüm meydanin üc tarafinin barikatlarla cevrili oldugunu ve etrafimdaki kalabaligin sadece zenci genclerden olustugunu farketmem nedense sonuncu oldu. Kimi yerde yatiyor, kimi ayakta, kimi oturuyor ama hicbirinden cit cikmiyordu. Gösterinin (tabii denilebilirse) tam ortasina dalmistim istemeden. Basimi saga cevirdigimde cember disindaki gelen gecene ellerindeki dev bir bez pankarti tutanlari farkettim. Yaziyi onlarin tarafinda oldugum icin göremiyordum. Ilerleyebilmek icin yatanlarin üzerinden atlayip, polislere dogru yürüdüm, icinde bulundugum grupla öyle bir tezat olusturuyordum ki daha ulasmadan barikatta bana acilan yerden disari ciktim. Kalabaliktan biraz uzaklasip arkami döndügümde elle özensizce yazilmis kelimeleri secebildim:

**************

Okudum, sinirimden aglamak geldi icimden.

Yoluma devam ederken duvara yazili tanidik bir cümle okudum. Duvarda yazan buydu: "Buraya kadar her sey iyi gidiyor". Yine bir film, ama bu defa turistlerin kol ve cüzdanlarini acip kosa kosa Fransa'ya gelmelerini saglayan biri degil. Aksine daha gercekci, daha yasanan, gözünü acanlarin farkedebilecekleri tiplemelerin oldugu, cogunuzun bildigi bir film. Asil adi "La Haine", Nefret.

Okudugum bu kelimeler filmin son sahnesinde kafalara kazinmasi icin tekrarlananlardi. Kimin duvara yazdigini bilmiyorum. Ama neden yazdigini anlayabilirim. Üc sene önce yine buradayken yasanan olaylar aklima geliyor: Okuyun hatirlarsiniz .

Öte yandan televizyonda orta Afrika'da cekilen son derece uyduruk bir Fransiz belgeseli var. Beyaz kadin ukalalik taslayarak kabilelerle birlikte larva yemeye calisiyor ama igreniyor. Belki bir Afrikali Fransizlarla beraber salyangoz yiyor ve bunun belgeselini O yapiyor olsa idi daha cok eglenirdim.

Sanirim gercek anlamda sadece milli takimi olusturduklari zaman önem ve saygi kazaniyorlar. Bir nevi Birlesik Afrika Devletlerini olusturduklarinda.

Simdi de yine TV'de bir baska Afrikali Olimpiyat madalyasi kazanmis, Sarkozy ile canli telefon konusmasi yapiyor.

Disarida da afro-rap muzigi duyuluyor. Bulundugum nokta ise tam olarak Champs-Élysées. Ona da bir film?

Frenklerle Flamenko






Hala Fransa'dayim. Kralice Margot filmini hatirlayanlarin aklina geldigi sehirdeyim. Yaptigim, yapacagim ilginc bir sey yok degil aslinda. Mesela dün ilk Flamenko dersime girdim. Buradaki pek ciddi klasik dans(*) derslerimden sonra böyle bir deneyim yasamak kutuplardan Afrika'ya gitmek gibi idi. Klasigin o steril, disiplinli, manasiz derecede kiskanc ortamindan son derece rahat, sicak olmasa bile hareketli, gürültülü, bagris cagris bir ortama girmek bastan biraz afallatti. Oyle ki ilk hareket olan el cevirmede sag el parmaklarimin titremesini ilk 5 dakika durduramadim. Uc Endülüslü hoca esliginde biz de bagirdik, tepindik, eteklerimizi savurduk, topuklarimizin zemini delme kapasitesini olcup, kendimizi muzige birakmaya calistik. Diger danslarda guleryuzlu veya ifadesiz olmamiz gerekirken bunda biraz asik olmamiz bile gerektiginden ilk defa zorlanmadim diyebilirim. Ders sirasinda hocalarin huzunlu aciklamalari da yardimci oldu. Meger anlami yerlerinden edilenlerin -burasi benim topragim- demeleri gibi acilarini dile getirmekmis. Bu acidan da gayet dogu kokan bir dans.

Bu dans Ispanyollarin aksine cingene-roman-gitan-gitano denilen Hint kokenli toplulugun ortaya cikardigi bir dans aslinda. Hint dans dersine giren Rus balerin Tatiana bize Flamenko'nun Hindistan kokenli oldugunu soylediginde cok inandirici gelmemisti. Sadece bilgisizligimden ve medyanin verdigi kliseyi tembelce almaktan kaynaklandigini sonradan anladim. Sonradan sadece cingeneler degil isin icine Araplar, Berberiler ve Sefaradlar yani muslumanlar ve yahudiler de giriyormus. Flamenko muzigindeki uzun uzun yakarislarinin Araplari andirmasindan belli olmali Avrupa kitasina, hele Latinlere ait olmadigi.

Tek agriyan yerim el bileklerim olsa da haftaya yine devam edecegim, belki kulaklarimda birer gizli tikacla.







(*)Klasik dans ornegine bakmak icin berbat bir sarki esliginde bunu izleyebilirsiniz.



Bu soldaki renkli resim Delaunay'in Flamenco Sarkicilari tablosu.

Ilkbahar Tatili

Bu resimde gorulen ulkedeyim.
Eve dönünce fotograflari toparlamaya calisacagim...
Bir hafta daha bu Ural-Altay dilini istedigim kadar konusabilirim.

Kitap okuyorum da..

Ara verdim bloglara, farkindayim.


Elimde yüzyilin asklari diye bir kitap var. Ask kismini birakin. Ne de olsa N.Hikmet'in onca siirler mektuplar yazdigi karisini nasil biraktigi sizi üzebilir. Ya da neden genelde hep kadinlarin aci cekip, bekleyen taraf oldugunu düsünebilirsiniz. Bunun nedeni kendine aci cektirme istegi olamaz elbet. Neyse dedim ya ask kismini tahlil etmeden okuyunca tarihe taniklik eden kisimlarini kronolojik bir sekilde okuyup bir iki uc sey ogrenebiliyorsunuz.

Afife Jale zamani müslüman kadinlarin sahneye cikmalari yasak oldugu icin tutuklandigini ögrenmek belki biraz düsündürür. Yabancilar degil, sadece müslüman olmayan vatandaslar sahneye cikabilirmis. Osmanli'dan günümüze tiyatro sadece bir asirlik(+küsur) degil mi? Hayir, tiyatro milattan önce de vardi da o yüzden. Doguda da, batida da. Kadinin katilmasi biraz gec kalmis gibi sanki...

Resim yasak, tiyatro yasak, ne cok yasaklar koymus insanlar tarihte. Belli ki epey korkmuslar sanattan. Demek güclü oldugunu kabul etmisler. Yoksa baska ne icinmis, mantikli sebep göremiyorum. Bilimkurgu filmi Stargate geliyor aklimda. Onun da bir sahnesinde paralel dünyaya gectiklerinde, bedevi gibi yasayan bir topluga sirf okuyup ögrenmesinler diye Tanrisi tarafindan resmin yasak oldugunu anlattigi bir sahne vardi. Resim büyük günahti. Gercekte nereden esinlendiklerini anlatmaya gerek yok. Seneler önce izlesem de o sahne hep aklimda kalmisti. Cünkü Osmanlida da üc boyutlu resim yasakti (Ilk cag adamlari magara resimleri icin sorun yok anlaminda).

Sirada Bedri Rahmi Eyüboglu'nin buyuk aski var... Hem resim hem siirden bahsedecek kesin hikayesi. Ve buyuk ihtimalle o da aci cektiren taraf olacak.
---------------------

Daha cok resim sergisi isterseniz
Eczacibasi Sanal Müzesi'ni tavsiye ederim.
Yaklasik 6 senedir (meshur sanatcilardan olusan)
sanal koleksiyonum var orada..

Cocuk, dans ve mutluluk...


Günler kisisel, ailesel, ulusal ve küresel problemleri düsünmekle gecti. Son ikisinden pek ic acici duyumlar almasam da, ilk ikisi simdilik iyi gelismeler getirdi.

Uzun zamandir beklenen Nepalli minik nihayet ailemize katildi. Cocuk her yerde oldugu gibi tüm aile bireylerinin olagan yasamlarini bir anda etkiledi. Cocugun bu olaylardan ne kadar etkilendigini ise büyük ihtimalle daha cok yeni anne-babasi düsündü. Ya da ben öyle oldugunu farzettim. Kolay bir karar degil onlarinkisi. Minicik kiz hem ülke, hem kita, hem rakim degistirdi. Nepal neresi, Italya neresi. Cok kolay olmayacak. Ama mutlulugu o kadar büyük ki her türlü sorunu halledebilecek gücü verebilecegini düsünüyorum.

Henüz cok yeni katildi aileye. Cok sosyal gibi görünse de onun icin de kolay olmadigi cok belli. Ingilizce bilen, Nepalce konusan, telefon numaralarini inanilmaz sekilde hafizaya alip, telefonla arama yapabilen, dama ve mikadoda herkesi yenen 5,5 yasinda cekik gözlü esmer bir güzellik...

Ben ülkesini videolardan izleyebiliyorum simdilik: Cin ile Hindistan'i karmislar gibi geliyor bana.

Aslinda dans diye bu videoyu koymayacaktim. Dans beni bugün cok mutlu eden olaydi. Bugün Coyote, Modern Dance 1 ve Koreografi vardi. Ücüne de su Guinness rekorunu kazanan balerin Nele geldi. Nele, problemi olanlarda kompleks yaratabilecek kadar özgüvenli tam bir canavar. Inanilmaz zor olan dersleri bizim icin asla kolaylastirmiyor, yapamayiz diye isyan ediyoruz, bagiriyor, tekrarlatiyor yine tekrarlatiyor ama hic basitlestirmiyor.
Neyse, tam bir sene önce Coyote'de kalp sektesine ugrayacagimi düsünüp ciktigimi, koreografiyi ise beynime cerrahi operasyon yapilmadikca asla beceremeyecegimi düsünürdüm. Aynaya baktigimda bu ben olamam derdim. Kollarim beni dinlemez, yardimci olmazdi dengeme. Bir sene bitti. Ve artik beni görenler ne kadar süredir bu dersi aldigimi sorup iltifat ediyorlar. Daha önceden dansediyor muydunuz? Saka gibi geliyor. Gercek mi bu? Hala inanamiyorum bu kelimeleri duyduguma. Bu modern dans siniflarinda dökülürdüm ben. Hala beceremedigim yiginla figür var.
Salsa ya da Latin sinifi gibi degil bu. Onda her daim iyi görünürsünüz. Hareketler basit ve belirlidir. Bir de partner varsa, hareketleri paylasirsiniz, daha da kolaylasir. Cok daha kolay ve yorucu olmayan danslar. Ama modern dans! Ya ballet work out? Mukemmel kondisyon isteyen bambaska disiplinler.

Aslinda birseyler farketmedim degil. Ders sonunda yapilan rahatlama hareketlerinde 180 dereceye yakin durdugumda inanamadim. Bu bacak, kol bana mi ait, ne oluyor diye. Sanki benden bagimsiz kendi kendilerine esnemisler. Sürekli keski bir günlük tutsaydim diyorum. Acaba gec mi degisimi -benim- görebilmem icin? Koreografiler basitlesti saniyorum, ama hicbir fark yok. Ezberleyebiliyorum. Beynim hala iyi koordine edemiyor sag figurleri sola uyarlarken veya sag sakat bilegim hala zorlaniyor. Ama degisiyorum. Hem de bu yasta. Aklima yiginla deyim geliyor: isleyen demir pas tutmaz, islanmadan balik tutulmaz vs, ne bileyim. Öyle kelimeler iste. Yok ya Türkce konusan etrafimda, gözden geciriyorum deyimleri. Gercekler... Gercek de, beni asil sasirtan sabretmesini bilmeyen bendenizin bu noktaya bir yil sonra gelebilmesi. Unutmusum isteyip de beklemeyi. Ama yegenim de öyle gelmedi mi iste :)

Herkese Namaste....

Not: Baglantilarda hep Wikipedia kullaniyorum ama bu sayfalardaki bilginin %100 dogru olmadigini lütfen unutmayin.

Venedik, nasilsin?

Bu sene ailevi ziyaretler tatilin yarisini olusturdu. Zira tatilin yarisinda evden kacip bambaska bir program yasadim. Önceden planlanmamis bir program. Milano, Lodi, Bologna, Mestre. Mantova ve Romeo-Jülyet(tiklayin-tüm oyunu dinleyin)'in memleketi Verona'dan bile gectim. Yanimda fotograf makinesi olmadigi icin ne tren maceralarini, ne büyülü sisi, ne yollari kapayan kari, ne de günesi cekebildim. Olsa da fotograflar cekilemeyecek guzel seyler yasadim.
Yeni yil ani ve ilk hafta cok güzel insanlarla birlikte kahkahalar icinde gecti. Bir saat ara ile iki defa kutlandi yeni yil. Önceden tahmin edemeyecegim kadar keyifli idi. Tüm yil böyle mi olacak simdi ?
Donecegimize yakin Venedik'e gidildi yine. Bu sefer sanki buraya kadar (Mestre) gelmisken ziyaret etmemek ayip olur muamelesi ile gidildi ama. Gorev geregi gidilen akraba muamelesi gibi. Mestre ile trenle 7-8 dakikada Venedik'in kalbine kadar gidilebiliyor zaten. Gitmemek belki icimi burkardi. Bienal olmasa da yapacak bir seyler bulunur elbet.Sessiz, yagmurlu, soguktu sokaklar. Böyle zamanlar cok az insan olur sokaklarda. Bir kahve molasi tüm gün yetti bize. Bir de panino tamam. Kendimize bir gorev verip, aplik lambaya donusturmek uzere iki mask baktik. "No Made in China" yazili idi dükkan girislerinde. Meger masklarin aynilarini yapabiliyorlarmis cok ucuz fiyatlara. Yorum yok. Cinli bir Italyan mi, Italyan Cinli mi? Artik ne farkeder, kaliteli olsun yeter. Bu arada orjinal sayilan masklarda bile uzakdogulu yüzleri ilk defa gördüm! Bir etki yasandigi kesin. Fena da degildi sanki. Kabuki oynamak isteyene hazir yüz : )
Yemek icin olmasa da sadece yeni pasta cesitleri icin bir göz attim vitrinlere. Seneler ilerledikce onlar da degisiyor sanki yavas yavas. Cam islerinin sekilleri, tablolarin sekilleri, masklar, insanlarin yüzleri bile degisiyor artik Venedik'te. Fark ufak ve yavasca olusuyor. Ama 16 sene önce daha baska idi. Gecen sene ise böyle.
Aldigimiz masklarin fotografini cekmek yasakti. Ama satin aldiklarimizi duvara isikla tutturabilirsek muhakkak bir resmini koyarim buraya da. Bes aydir ampulle girisi aydinlatmamizin sebebi böyle bir fikrin ortaya cikmasi idi demek ki...
Bazen acele etmemek, vakti düsünmemek yaraticiliga imkan verebiliyor. Sanatcilar dahi mesaili calisamaz, degil mi?
Iyi haftalar herkese...



Simdiden Yeni Yil...

Vaktimin sürekli azaldigini gördükce iki satir yazarak simdiden bu sayfaya ugrayan herkese iyi yillar dilemek istedim.

Bavullar hazirlaniyor, hediyeler paketlerine yerlestiriliyor ve her sene ayni tarihlerde yapilan yolculuk yarin sabah basliyor. Yavas ilerleyen günlerden sonra hizla gececek iki hafta basliyor...

Gittigim yerdeki internet baglantisina guvenemedigim icin yaziyorum. Döndügümde fotograflarla anlatmaya calisirim...

Dilediginiz gibi bir yil olsun 2008...



Resim, tam öldü sanilip atilacakken kendini zorlaya zorlaya minicik filiz verip "Hayattayim!" sinyali veren sonra da yapraktan cok gül acan, önceden size bahsettigim güller :). Simdi galiba kis uykusundalar.

Stockholm

Bu yaziyi fotograflarla doldurmaya karar verdim, cünkü karanlik cikmis da olsalar kisa süren gündüzlerini bize dolu dolu yasatan adalar sehri Stockholm hakkinda belki biraz fikir verebilirler. Biz bilgileri gitmeden önce Sevgili Hedikli ev ve Zeyno§'dan aldik.

Tatile cikamamaktan yakinirken birden karar verip, birden yola ciktik. Ve kuzey kutbuna biraz daha yaklastik.

Sehirde yiginla ilginc müze vardi . Vikingler, Modern Sanat, Savas, Muzik, Sarap (?). Vaktimiz sadece alti yedisine yetebildi. Yukaridaki ilk resim Dans Müzesi. Dünya danslari hakkinda güzel bir koleksiyona sahipti.
Bu üst iki resim eskiden tiyatro olan bir salona ait. Sonra bu dev kristal avizeler ve sahne yerinde birakilarak bina konfeksiyon zincirine donusturulmus. Amerika'da zinciri olan ve sadece Londra, Dublin gibi birkac Avrupa ülkesinde magazasi olan Urbanoutfitters. Mekanin guzelligi bir yana Caglayan gibi modacilarin koleksiyonlarini da bulmak hosuma gitti.
Tropikal sularin baliklarini yakindan görmek icin Akvaryuma gittik. Bu aslinda her gittigim ulkede yapmaya calistigim birsey. Kopekbaliklari ve piranhalarin neredeyse hepsinde oldugunu gördügünüzde artik yeni canlilar bulmayi istiyorsunuz.
Isvec'in yillar once nasil oldugunu gorebilmek icinse Skansen'e gitmem onerildi. Hayvanat bahcesi, acik yilbasi panayirlari, folklorik giysileri ile dans eden Isvecliler, dolu altinda yurumeye calisan bizi epey havaya soktular. Herkes ayilarin oldugu yere dogru gidiyor ve Ingilizce'de yeni bir kelime ogrenerek dönüyordu= Hibernating (kis uykusu)...
Bu üstteki gemiyi eger önceden bilseydim Stockholm'e tek gidis nedenim olabilirdi. 17yy dan kalma, batiktan neredeyse mukemmel derecece kurtarilmis bir savas gemisi VASA. Karayip Korsanlari filmini izlemis bir cocugunuz varsa burada cildiracagina eminim. Ilk izlenim sasirticiydi. Agzim acik kaldi. Bu kadar büyük bir gemi beklemiyordum cunku. Ucan Hollandali gercek demek!!! Hikayesini biliyor musunuz?
Urbanoutfitters disinda neredeyse hicbir magazaya giremedim ama fotograflarini cektim. Yukaridaki vitrindeki hersey hareketliydi. Ejderhalardan kutup ayilarina kadar hersey...
Yemek konusunda da kisaca benim bir baliksever olarak pek keyifli döndügümü söyleyecegim. Esimin israrla döner yedigine inanamiyorum! Zeyno§'un bize dedigi gibi geyikleri gördükten sonra etini yemek pek sevimli degildi. Yalniz yaban mersini corbasi da dahil hersey cok lezzetliydi. Tütsülenmis karides, tütsülenmis geyik eti, tütsülenmis peynir. Eski zamanlarin yiyecek saklama adetleri ile günümüze gelmis tatlari herhalde, tipki diger ulkelerde oldugu gibi.

Ruslarla pek savasmis Isvec'in tarihi hakkinda epey bilgilenirken Osmanli ile olan iliskisi ve Turk sanatlarina olan ilginin kaynaklarini da ogrendim. Cok alakasiz gibi görünse de biraz tarih arastiran herkesin anlayabilecegi bir bilgiymis. Ama okulda bize bunlari ögretmiyorlar ki...

Elime gecen ilk kitap Bender-Istanbul 1709-1713 idi. Hikayesi su linkte.
Bunun disinda bir baska aldigim kitap da Türk cadirlari hakkinda yayinlanmis resimli bir rapor. Bu ilginin ve motiflerdeki özellikle ortakligi hala cözemedim.

Sonuc olarak gectigimiz haftasonu Stockholm beni her yönden sasirtti. Yani kliselesmis ABBA, Ikea, H&M, Ericsson disinda herseyle karsilastim. Nobel Ödülü Konserini son anda yakaladim ama son iki biletin fiyati astronomik olunca meshur bir jazz-club'daki konseri kolumuz damgalanarak tercih ettim.

Sogugu ise hic hissetmedim...

Burasi neresi?

Dun 4 gunluk bir tatilden donduk. Yukaridaki fotograf, 30 küsur derece ve neredeyse %100 nemde, icinde kocaman baliklarin yuzdugu bir suyun uzerindeki halat koprude, yanimizdan gecen dev boceklerle birlikte cekildi.....
Diger resimleri hazirliyorum, birazdan soylerim neresi oldugunu : )

Cifte Sobe...


Bu aralar surekli baska islerle ugrasiyorum. Hersey yolunda giderse onumuzdeki hafta buraya farkli birseyler yazabilirim.

Muzi ve Mirdifderya beni sobelemisler. Ikisini karistirip birseyler yazmaya calistim, olur mu?

Ben kucukken: cok yaramazdim ve tehlikeli isler pesindeydim, basima gelmedik kaza kalmazdi hepsinden de kurtulurdum. Acik havada oynama sansi az olan bir kiz cocugu icin kapali mekanda yapilabilecek ne kadar muzurluk varsa yaptim (misim). Yazmistim onceden: en tehlikelisi camdan ucmak oldu. Annemden bana katlandigi icin ozur diliyorum. Ama kendime gore cok keyifli bir cocukluk yasadim. Mutluydum. Mutluyum...

Ben aslinda (bu kisim zor) : hissettigini saklama kabiliyetinden yoksun, ne dusunuyorsa oldugu gibi belli eden, politik olmasi gereken yerlerde bile kendine hakim olamayan, -kesinlikle verilen sirlar haric- icindekini tutamayan biriyim.

Ilk kopyam: Annem anlatiyor. Ortaokulda tarih sinavi sirasinda cekmisim. Sonra da annemi arayip anne ben kopya cekmisim diye hemen iletmisim:

-Peki kizim ama neden kopya cektin, calismadin mi?
-Yok. Sadece tarih dersi idi. ( Ne ayip. Ders bile saymazdim onu. Halen de Stefan Zweig ile ayni gorusu paylasirim o ders hakkinda)
-Sorulari mi bilemedin?
-Yoo, hepsini biliyordum.
-Peki o zaman niye cektin?
-Herkes cekiyordu, tüm kitaplar acikti, ogretmen de birsey demiyordu, degisik bir duyguydu.
-...??

Toplum psikolojisinin bir cocuk uzerindeki etkileri. Ilerleyen donemlerde daha anlamli derslerde de kopya cektigimi itiraf ediyorum fenci olarak.

Okulu ilk kirdigim gun de annemi arayip: "Anne, su an okul kiriyorum, ararsan merak etme okulda degilim" demistim. Okula kizip dersi ve okulu gunubirlik terketmisligim ve kapida yakalanisligim da var. Bence fazla güvenilen-yaramazlardandim, kimse nedense kizmiyordu. Ben gidiyorum deyince, gidiyordum.

Cep telefonum: halen cok kullanmadigim bir gerec. Bu ikincisi. O da ilki bozuldugundan. Baska teknolojik urunlere hayranim ben. Cep telefonuna asla.

En sacma huyum: markette elime aldigim ilk urunu inceleyip, onu mutlaka birakip, ayni urunun bir baskasini sepete atmammis. Esim farketti ilk. Hala bilincsizce devam ediyorum.

Ask: 14 Subatta yazdiklarim halen gecerli. Anlamadim ben bu isi. Hem cok kolay hem cok zor olan ve tezatlardan olusmus garip birsey.

Sevdigim bloglar: yanda baglantisi olanlar ve okuyup, yorum birakip bana birseyler ogretenler
: )
---------------------------------------------
Resim: Paris'in klasik kismina tezat La Défense'da (defans okunur) bir binadan görüntü. Hayir, Paris'te burayi da sevmiyorum.

Gülümseten günler


Gecen Nisan cok kisa bir süre icin Turkiye'de idik. Kaldigimiz otelin restaurant-barinda cok ilginc hikayeler dinledik. Bunlardan biri simdiye kadar sürekli kullandigimiz Ehlikeyif kelimesinin gercek anlami idi:


"Ehlikeyif" etrafindaki oluga buz konularak, raki bardagini sogutmak icin kullanilan bakir (?) bir kapti. Bize de öyle servis ettiler, su bir türlü icemedigim anasonla damitilmis SU görünüslüyü. Keyfine fazlasiyla düskün olanlara verilen bu ismin raki sofrasindan gelmesi cok garipsenecek bir durum olmasa da simdiye kadar bu bilgiye rastlamama sasirmistim. Isin tuhaf yani ben neden bilmiyorum derken, esim coktan birbirinden farkli ülkeden ese dosta anlatmaya baslamisti bile anlamini. Kelimelerde mi sakli acaba hep bu hikayeler...

Kis tahminimizden sert basladi. Yazin hayal ettigim dönem basladi. Aslinda hayalden cok kis mevsiminin verdigi karartidan teselli almaya benzetiyorum bunu: Disarida soguk, kar tipi, iceride sicak icecekler, sicak sohbetler, sevimli isler. Bulasici olabilir mi acaba?

Yeni yil geliyor. Koca dünyanin, ayri takvimde israrli Araplar haric, asagi yukari cogunun ayni anda (günde) kutladigi tek bayram (Noel ve yilbasini karistirmayalim, karistiranlari uyaralim, en son Turkiye'de cok komik seyler duydugum icin diyorum). Yapilacak yiginla eglenceli is var. Üstelik bu sene listem her zaman oldugundan daha uzun. Yeni isimler, yeni insanlar. Bir ayda anca hazirlanirim gibime geliyor. Venedik'e dönüse son bir ay...

Ayagim bir haftadir sarili (dans kazasi), posta kutum dolu, masam yine eglenceli islerle kapli. Buna faturalar ve teklif kopyalari da dahil.

Keyifli bir dönem basliyor sanki, su bakir tasim olmasa da hissedebiliyorum....

Katanga Çarpısı ya da HANDA


Kongo TV kanallarindan birini izliyordum. Sagolsun* Frenkler, yayin dili Fransizca tabii, hic swahili, lingala falan olur mu? Sonra nasil anlariz biz.

Neyse reklamlar basladi. Türkiye'de 1980'lerde ne kadar reklam varsa hepsi arka arkaya yayina geldi sanki. Omo reklami, Cermenlerin bana sattigi Kerrygold Irlanda tereyagi reklami! Hepsi eski usul. Marka ayni marka. Ama Afrika'da, Kongo'da. Reklam teknigi ise 20 yil öncesinin.

Kücükken kardesimle reklamlara bakar oyun oynardik, hangisi hangi ülkede cekilmis hangisi Türkiye disi degil diye. Ayirt etmek o kadar kolaydi ki. Sonra bir dönem geldi. Zorlanmaya basladim. Teknoloji mi ilerledi, yabancilar mi cekmeye basladi reklamlari. Karisti hersey. Sonra bu isin okuluna da gittim. Tamamen hayati yanlis anlama sonucu bir tercihti, ya da kendini taniyamama diyelim. Ama ögrendim birseyler, hic kullanilmamak üzere, az da olsa.

Bir de bir elma vardi. Adini okulda sürekli duyardim. Alamayan kizardi, alanlar önceden belli derlerdi. Cok tartisilirdi, her sinav gibi, her yarisma gibi, insanin isin icinde oldugu her sosyolojik olay gibi. 19 yildir en iyilere verilen bir reklam ödülü. Neden kristal elma diye hic merak etmemistim, az önce hic de bekledigim gibi yaratici olmayan resmi web sayfasindan ögrendim:

Kristal; temizliği, saydamlığı, netliği simgeliyormus. Gerek mesajınız, gerekse onu taşıyan
ortam bu temizlikte, bu netlikte ve bu saydamlıkta olmalı imis...

Elma; yollanan reklam mesajını almasını beklediğiniz kişileri, yani hedef kitleyi
simgeliyormus.

Ok; mesajınızı ve satışı sağlayan yaratıcı fikri simgeliyormus.

Aciklamalar okul dersi gibi degil mi? Hangi ödül karmasik tasarlanmis ki? Oscar icin bile kütük gibi duran adam heykeli vermiyorlar mi? Üstelik elinde hacli kilici bes kenari olan film üzerinde duruyor. Kilic da pek anlamli sanki.

Ödül alanlari da pek merak etmiyorum zaten. Yalniz su var. Her konuda oldugu gibi dünya yine her zaman ayni anda adim atamiyor. Ve eger gecmise dönmek istersek bu ülkelere gitmemiz yeterli olabiliyor. Ya da insan güncel TV izleyip bile gecmisi yad edebiliyor.

Ne güzel dünya. Gecmis de var gelecek de burada.

Yukaridaki resim eski bir Kongo parasi. Simdi C.Frank kullaniyorlar. Bu resimdeki bakir para. Ayni zamanda eski Kongo Kralliginin da bayrak amblemi. Nedenini anlayabiliyorum...

-------------------------------------------------------------------------------
*"Sagolsun" kelimesi kesinlikle ve kesinlikle ironiktir.